| Avrupa Birliği neleri sağlar? | ||||
|
|
HERKÜL MİLLAS Avrupa Birliği'ne karşı kuşkulu veya karşı olanların yorumlarına hiçbir zaman katılmadım. AB'nin kusurları ve eksiklikleri tabii ki var, ama karşı olanlar bu projeyi anlamamış olanlardır. AB projesi “bize düşman olan” ülkelerin bir girişimi değildir. Tabii bir dünya cenneti de değildir. Kuşkusuz “bencil” bir ittifaktır, bütün gruplaşmalar gibi. Kendi çıkarlarını gözetir AB, bütün ulus devletleri gibi. Ancak AB ülkelerini bir araya getiren anlayış ve ilkeler çok özeldir. Herhalde dünyada bir ilktir. En başta bir araya gelme olayı bir baskı sonucu değildir. Yani geçen yüzyıllarda gördüğümüz imparatorluklardan farklı olarak birlik, gönüllü katılımla olmakta ve birlikten çıkmak da her ülkenin iradesine bırakılmakta. Yani zorla ve kan dökerek sağlanan bir beraberlik söz konusu değildir. Bir araya gelen ülkelerin temel amacı iki dünya savaşında yaşanmış olan feci durumun bir daha yaşanmaması için farklı bir örgütlenme biçimini uygulamaktı. AB en başta ülkelerin (milli) sınırlarının anlamını değiştirmiştir. AB içinde seyahat etmiş olanlar bunu görmüştür; bir mahalleden bir mahalleye geçer gibi insanlar pasaport veya kimlik göstermeden bir ülkeden başka bir ülkeye geçebiliyor. Her istediği yerde iş tutabiliyor, yerleşebiliyor ve o memlekete eşit yurttaş sayılıyor. Bu alanda bazı pürüzler olsa da genel durum ve hele vizyon budur. AB en başta bir barış projesidir. Savaşları doğurmuş olan nedenlere karşı özel önlemler alınmıştır. Başka ülkeleri fethedip ekonomik çıkar sağlamak için artık savaşmak gerekmiyor. İsteyen istediği ülkede yatırım yapabiliyor ve ülkelerin sağladığı ekonomik fırsatlardan yararlanabiliyor. Ülke zapt etmenin anlamı kalmamış! En güçlüler daha zayıf konumda olanların hakkını yemiyor mu? Tabii ki güçlülerin avantajları var; ancak daha zayıf olanların hem söz ve pazarlık fırsatları var hem de genel çıkarları gerektiğinde Birlik'ten ayrılma hakları. AB içinde eşitsizliklerin giderilmesi için sistemli ve ısrarlı bir çaba gösteriliyor. Güçlüden zayıfa kaynak kaydırılıyor. Ekonomik olarak zayıf konumda olan Doğu Avrupa ülkelerinin Birlik'e girme çabaları da, AB'nin genel olarak zayıfların yararına olduğunu gösteriyor. AB'nin ekonomik sıkıntıları ve darboğazları da var. Ama ekonomik açıdan en büyük avantajı, sağladığı istikrar ve güvendir. Krizde olan herhangi bir AB üyesine sağlanan destekle krizler en az zararla atlatılmakta. Bu dayanışma ve güvencenin ekonomide uzun sürede olumlu etkileri olmakta. AB çerçevesi içinde bir araya gelen ülkelerin gücü, tek tek ülkelerin güç toplamından kat kat fazladır. Bu alanda farklı düşünenler, AB'nin temel ilkelerinden rahatsız olanlardır: Her ülkede açıkça ırkçılık, şovenizm, milliyetçilik ve bölgecilik yapan güçler bu “birlik” projesine karşıdırlar. Bu da anlaşılmayacak bir tutum değildir: AB, milliyetçilik ve ırkçılık karşıtı bir projedir, düşmanlarının da olması kaçınılmazdır. AB vizyonu: Bir arada yaşamak AB aslında ortak bir geleceğin projesidir ve ekonominin ve refahın sağlanmasının da ötesine uzanan bir vizyonu vardır. Belki Türkiye'de en az anlaşılan yanı da budur. AB değerlerinin temelini oluşturan kavramlar arasında, insan haysiyetine saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve özellikle azınlık haklarına saygı vardır. Şu cümleyi de temel ilkelerinin metninden aynen çeviriyorum: “AB ilkeleri arasında kültürel ve dil farklılıklarının korunması ve geliştirmesi de vardır.” Yani bazen (kasıtlı) yanlış yorumlamalarla AB projesinin “milli kimliğe karşı” bir uygulama gibi gösterilmesi doğru değildir. Tam tersine, AB yerel kimlikleri korumaktadır. Belki birileri de tam bunun için sözde millilik adına itirazlarda bulunuyorlar; çünkü AB bütün etnik kimlikleri korumak istemektedir. Oysa bazı “milliciler” seçmeci bir yaklaşımla bazı kimlikleri korumak ve bazılarını yok saymak eğilimindedirler. Böyle bir AB vizyonunun ve anlayışın, bu yönde atılacak adımların ve bu anlayışla yürütülecek bir eğitimin Türkiye'nin bazı temel meselelerini önemli derecede halledeceğini düşünebiliriz. En büyük sorun, yani hukuka olan güvensizlik, AB standartlarına uyunca halledilecek. İfade özgürlüğü de öyle. Kanlı bir mücadeleye dönüşmüş olan kimlik sorunları da AB kapsamında ve demokrasi çerçevesinde -kimliklerin sonuna kadar korunduğuna göre- halledileceğini düşünebiliriz. Ancak teoride öyle olsa da pratik sorunlar var: Gerçeklik! Bütün toplumun içinde yaygın ve içselleştirilmiş bir yerellik ve bağnaz milliyetçilik anlayışı var. Ayrıca Türkiye'de dini temelde anlaşılan ve AB karşısı bir ötekileştirme biçiminde yaşanan bir kimlik sorunu var. Bu anlayışlar AB vizyonu ile çatışır gibidir. Tabii bu tür “sakıncalar” bütün AB ülkeleri içinde de zaman zaman görülmekte ve böyle düşünenler farklı bahanelerle AB karşıtı bir söylemi geliştirmekteler. Türkiye'de bu söyleme “bunlar…” diye başlayan cümlelerde sıralanan suçlayıcı sıfatlarda rastlarız. AB ötekileştirilip hasım veya düşman olarak algılandıktan sonra, yapılacak fazla bir şey de kalmıyor. Batı'dan farklı olarak Türkiye'de (ve Balkan ve Ortadoğu'da) hâlâ yükselişte olan milli hareketler de ek bir sorundur. Bu yazının son paragrafını yazmak kolay değil. Türkiye'deki “gerçeklik” karamsar bir tabloya neden oluyor. Çünkü AB ilkelerine karşı çıkan çevreler az değil. Kimileri 19'uncu yüzyıl milliyetçiliğinin çizgisinde bulunmakta; başkaları ifade özgürlüğünden çok rahatsız olmakta veya hukukun tarafsızlığından çekinmektedirler. Ekonomik alandaki şeffaflıktan zararlı çıkacağını düşünenler de var. Aslında AB'yi anlayıp gerçekten isteyenlerin yüzdesi nedir? Bu yolda eğitimimiz AB anlayışıyla uyumlu mudur? Bu sorulara olumlu cevap vermek kolay değil. İyimserliğim ise başka bir alanda: Temel sorunların çözülmesi için, iyi kötü, bir yol haritasının var olmasıdır. Bu haritaya bir an gelecek –ve bahaneler ileriye sürmeden– sarılacağız herhalde. Toplumlar bile bile hep yanlış kararlar vermez, bir arada yaşama kültürü projesine her zaman karşı çıkmaz çünkü. |













.jpg)
