Batı’yla ilişkilerin düzelmesi
PDF Yazdır e-Posta

el-sikisma

HERKÜL MİLLAS
12 TEMMUZ 2016
YENİ HAYAT

İsrail ve Rusya ile ilişkiler düzeldikten sonra herhalde sıra Mısır, Suriye ve “Batı”ya gelecek. Neden olmasın ki? Belki “sıfır problem” sloganlarını yeniden duyarız. Hatta ülke içinde de barışın sağlanmasına çalışılır. Zaten dünya ile barış içinde yaşamanın temel amacı ülke içinde vatandaşlara huzuru sağlamak değil mi? Barışın yararı topluma ve vatandaşa yansımazsa kime yarar ki! Gençken “Dostlar nasıl kazanılır?” diye bir kitap okumuştum; meğerse usulü varmış. İnsan diline ve etikete dikkat eder, göstermelik bazı iltifatlarda da bulunursa düşmanlar dosta dönüşürmüş! Ama bence, ilk adım olarak eski dostların neden düşmana dönüştüğü açıklık kazanmadan “iyileşme” kalıcı olamaz; yeniden “yanlış anlamalar” yaşanır.

Dost-düşman-dost döngüsünü açıklamak gerek. Böylesine hızlı dönüşümlere bir açıklık getirmek gerekmez mi? Dört ve beş kez boşanıp yeniden evlenen çiftleri duyarız. Ama onların danışmanları, araştırma kurumları, think tank’leri, komisyonları, profesyonel uzmanları yok ki! O çiftler duygusal davranıyor, öfke ile kavga ediyor, bir öpücükle yeniden yuvaya dönüyor. Devletlerin aynı hafiflikle davranacağını beklemeyiz. Ama öyle davranıyorlarsa da bu “duyarlılığa” bir anlam sağlamak gerekir.

“Şartlar değişti bundan dolayı siyasi tutum da değişti” görüşü inandırıcı değil. Bu “şartlar” herkesle kavgalı olmayı ve sonra da birden herkesle dost olmayı mı gerektiriyor? Ve bu “şartlar” neden aynı anda başka ülkeleri etkilemiyor? Dostlar ve düşmanlar kendi yollarında giderken neden yalnız “biz” siyaset değiştiriyoruz? Yani “şartlar” yalnız bizi etkiliyorsa, o “şartlar” biz kendimiziz ve bizden kaynaklanıyor demektir. Dün dost saydığımızı yarın düşman ve öbür gün yeniden dost saymışız. Kaldı ki şartların değişeceğini öngörmek siyasinin temel görevidir. Değişen, “şartlar” değildir; durumu yeniden değerlendiren ve farklı bir durum algısı yaşayan “biziz” değişen. Bir yanlıştan dönmek erdemdir. Ama bu sıklıkla yapılıyorsa, “bir yanlış” değil de pek çok yanlış yapılmışsa, stratejide bir sakatlık vardır demektir.

Biz kim, Batı kim?

(Bir parantez açıp bir terime açıklık getireyim; yanlış anlama olmasın. “Durum bizden kaynaklanıyor” derken “biz” kavramıyla tabii ki beni ve siz okuyucuyu kastetmiyorum. “Biz”, toplumun bütünü veya büyük bir bölümü de değildir. Bu yazıda “biz”, Türkiye devleti adına kararları alanlardır. Onların kim olduğu da bellidir. Zaten “her şey bizden hatta benden sorulur” diye sorumluluğu üstlenmişlerdir. “Biz” dememin ve “onlar” demememin nedeni, onların kararları bizler için de bağlayıcı olmasıdır. Onların kararları bizler adına alınmaktadır. “Bizim” sorumluluğumuz – bu kez ben ve siz söz konusuyuz – seçim sandığına uğradığımızda ortaya çıkar. Yani “bizim” de – hepimizin – dolaylı bir sorumluluğu var her siyasi kararda.)

Batı ile – Avrupa Birliği ve ABD ile – ilişkiler de düzelecek herhalde. Ancak bu alanda da, sürekli yenilenen düşmanlıklara neden olan ve konjonktürel siyasi çatışmaların ötesinde bulunan bazı temel sorunların yattığını söyleyebiliriz. Kimlik ve biz/öteki imajıyla ilgili köklü duygusallıklardır bunlar. Önce yakın geçmişte en üst resmi kaynaklardan dile getirilen birkaç ifadeyi hatırlatacağım. Tabii bir ülkede her türlü sözleri duymak olanaklıdır. Cumhurbaşkanı da olsa bir kişinin söyledikleri bütün toplumun veya toplumun büyük kesiminin görüş ve duygularını yansıtmaz denecektir; ancak bazı sözlerin söylenmesinden sonra hemen hemen hiçbir tepkinin gelmemesi o sözlerin toplum içinde benimsendiğinin veya en azından doğal karşılandığının işaretidir. “İyi ilişkiler” içinde olmayı istediğimiz ortağımız ve müttefikimiz “Batı” hakkında şunlar söylenebiliyor örneğin (Gazeteler 14.3.2016 ve 9.5.2016):

“Herkesin petrolünü yağmalamak için gittiği Ortadoğu’ya, biz köprülerimizle, demir yollarımızla, hanlarımızla, hamamlarımızla, en önemlisi birlikte yaşamak için gittik. Dünyanın siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlaki her bakımdan mihengini kaybettiği, büyük savrulmaların yaşandığı günümüzde biz önce kendi ölçülerimizi, kendi değerlerimizi sağlam tutmalıyız… Batı ne yapıyor? Biz diyor 300 kişi alırız, biz 500 kişi alırız, sonra ne yaptılar? Dikenli telleri koydular… Onlar masumları öldürebilir, biz daima masumların yanında yer alacağız. Onlar milyarlarca insanın mağduriyeti pahasına kendilerine bir refah düzeni kurabilir ama biz asla adaletten ayrılmayacağız. Onlar çıkarları için tüm dünyayı ateşe atmayı göze alabilir, biz hakkın, merhametin, şefkatin, iyiliğin yanında yer alacağız. Çünkü bizim inancımız, bizim medeniyetimiz, bizim tarihimiz, bizim kültürümüz, bize bunu emrediyor.”

“Dünyanın bir köşesinde masum insanlar katledilirken, diğer tarafta insanlar kayıtsızlıklarını sürdürüyor. Afrika’da insanlar açlıktan ölürken, Batı’da obezlik gün yüzüne çıkıyor. Türkiye sınırlarını mazlumlara açarken üç maymunu oynayanlar, kendilerine gelince kapılarını kapattılar. Bunlarda diktatörlük var, zulüm var… Bizim medeniyetimizden başka kim diğer coğrafyalara gitmişse, geride sömürüden başka bir şey bırakmamış.”

Bir takım soru(n)lar

Aklıma takılan sorular şunlar: Bu tür bir “Batı” ile ilişkiler nasıl iyi olacak? Batı – bu kavram geneldir, herkesi içeriyor – bize kıyasla ahlak açısından çok geri: Yağmacı, ahlaksız, masumları öldürüyor, adaletten ayrılıyor, çıkarları için dünyayı ateşe atıyor, masum insanlar katledilirken ve açlıktan ölürken onlar kayıtsız kalıyor, üç maymunu oynuyor, bunlarda diktatörlük ve zülüm var. “Biz ve bizim medeniyet” ise bunun tam tersi; yani erdem, adalet, insanlık bizde. Böylesine farklı iki dünya dost olabilir mi? Daha önemlisi böylesine kusurlu insanlarla dostluk ve ittifak kurulmalı mı? Kurulursa ne denli samimi ve kalıcı olabilir? “Onları” bu biçimde algıladığımızı gören “karşı taraf” bizimle dost olmak ister mi? Bizi düşman gibi görmez mi?

Batı ile ilgili bu söylem öylesine yaygın, öylesine bildik ki artık şaşırtıcı gelmiyor. Ama bir an için bu suçlamaların bir ülkenin en üst makamı tarafından Türkiye için yapıldığını düşünün. Herhalde ilk elde diplomatik ilişkiler askıya alınırdı. Demek ki “Batı” bu suçlamaları ve suçlayanları ciddiye almıyor.

“Batı” konusuna devam edeceğim.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.