‘Gerçeği’ ararken (4): Anlaşmanın zorluğu
PDF Yazdır e-Posta

baris

Herkül Millas
27/05/2016
Yeni Hayat

“Gerçeği” hep aradık, yüzlerce kez de bulduk; ama her birimizin ayrı ayrı bulduğu gerçeği ötekilere kabul ettiremedik! Herkes kendi gerçeği ile kaldı. Ayrıca, “Gerçeği söyleyen dokuz köyden de kovuldu!” Dostlar acı söyler lafı da aynı anlayışı dile getiriyor: Doğruları duymak insanlara acı geliyor. Kısacası “doğrularla” ve “gerçeklerle” gerçekten büyük sorunlar yaşanıyor!
Binlerce yıldır farklı kimseler pek çok “gerçek” önerdi. Gençliğimde Platon’un diyaloglarını okuduğumda etkilenmiştim. Sokrates adında bilge bir kimse öğrencileri ve hasımlarıyla çok mantıklı bir tartışmaya girişiyor, ele aldığı konuları didik didik ediyor ve doğru görüşünü karşı taraftakine kabul ettiriyordu. Yani inandırıcı oluyordu, ikna ediyordu. Ama ben aynı metodu uygulayınca hemen hemen kimseyi ikna edemedim! Sonra anladım ki Platon’un yazıları kurguymuş! Platon, Sokrates diye bir düşünürü düşünmüş ve onu bu alanda başarılı göstermişti. Oysa bu aynı Sokrates mahkeme karşısına çıktığında, yargıçları ikna edememiş, idama mahkûm olmuş ve öldürülmüş. Şimdi, “Kimse kimseyi ikna edemiyor, herkes kendi gerçeğinin arkasına siper olmuş” demek geliyor içimden, ama hele bu işi biraz daha kurcalayayım…
Herkese birer paradigma!
Farklı ideolojilere ve inançlara bağlı insanlar arasında temel anlaşmazlıkların olduğu, hatta kimi zaman “insan gibi” bir iletişimi bile sağlamanın zor olduğu çok eskilerden beri bilinir. “Bize karşı olan yanlış yoldadır” diye kestirip atmak en alışılan yol oldu. Pozitivist hareket (19. yüzyılda) bir ara ümit verir gibi oldu. İspata ve deneye dayalı “bilim”, şaşmaz “mürşit” olacaktı. Ama olamadı. İnsanlar ortak değerler ve anlayışlar etrafında birleşemedi. Günümüzde araştırmacılar yeni kavramlar ve açıklamalarla “gerçek” ve “doğru” konusunda yol gösterici olmaya çalışıyor. Bence iki eksendedir bu arayışlar. Birincisi, toplumsal alanda; ideolojiler, siyasi görüşler, kimlikler ve inançlar nasıl gelişiyor sorusuna odaklanıyor. İkincisi, kişinin algısı alanındadır; insan psikolojisi diyelim bu eksene.
Bazı durumları anlamamızda, Kuhn’un popüler kıldığı “paradigma” kavramı oldukça yardımcı oldu. Buna göre, bir görüşü “doğru” ve “meşru” kılan, o görüşle ilgili olan ve birileri tarafından peşin kabul edilen kavramlar, ilkeler ve değerlerdir. Düşünce biçimi, referanslar; araştırma ve inanma metotlarıdır. Bilim ve ideolojiler gibi bütün “doğru sayılan” düşünce sistemleri bu temele, yapıya ve çerçeveye dayanır. Bir paradigma oluştuğunda – buna dünya görüşü, ideoloji, inanç da diyebiliriz – o sistem içinde her şey tutarlıdır, anlaşılırdır, kanıtlanabilir ve tabii ki “doğrudur”.
Paradigmanın dayanaklılığı
Bir paradigmayı benimsemiş bir kimseye ilgili görüşünün “yanlış” olduğunu göstermek çok zordur. Bir paradigmaya inanmamış bir kimseye de o paradigmanın içinde anlamı olan bir “gerçeği” kabul etmesini beklememiz de boşunadır. Bu sınırlamalar olmasaydı, bizler de Sokrates gibi insanları ikna edecektik! Herkes kendi doğrusunu karşı tarafa kabul ettirecekti. Sağcılar solculara, Hindular Hristiyanlara, Yahudiler Araplara – ve tabii tersi de, solcular sağcılara, Hristiyanlar Hindulara, vb – kendilerinin ne kadar haklı, karşı tarafın nasıl yanlış yolda olduklarını “kanıtlayacaktı”.
Paradigmalar çok dayanıklıdır. Savunulan bir paradigmanın çelişkiler ve tutarsızlıklar içerdiğini gösterdiğinizde paradigma kendini savunur ve ek görüşlerle ayakta kalmaya çalışır. Bir örnek yararlı olabilir. Marksist teori (paradigma) kendi içinde tutarlıdır. Çelişkileri hatırlatıldığında ek görüşlerle ayakta kalmaya devam etmekte. Marks’a göre işçi sınıfı sürekli olarak sayıca artacak ve yoksullaşacaktı; işçi ihtilali, kapitalizmin en gelişmiş olduğu ülkelerde olacaktı. Ama bunlar olmayınca paradigma çökmedi; yandaşları azalsa da, ek görüşlerle ayakta kaldı: İşçi sınıfı tanımı değişti, memurlar, beyaz yakalılar vb. işçi sayıldı; yoksullaşma “göreceli yoksullaşma” olarak değiştirildi; ihtilal, “zincirin en zayıf halkasında” da olabilir dendi ve model Rusya’da denendi.
Paradigma değiştirmek kimlik değiştirmek gibidir
Paradigma’lar zamanla çökebilir tabii. Ama bu, Sokrates diyaloglarında olduğu gibi “otur şuraya, nasıl hatalı olduğunu sana bir güzel anlatayım” metoduyla olmuyor(muş)! Bir süreç içinde sürekli çelişkiler ve tutarsızlıklar sergileyen bir paradigma taraftarlarını yavaş yavaş kaybeder ve bir an gelir çökebilir ve – en önemlisi – yerine başka bir paradigma geçer. Tarih içinde yaşanmış ama artık savunulmayan, “yanlış” sayılan veya unutulan nice “gerçek”, nice ideoloji ve nice dünya görüşü bunun işaretidir.
Ancak gerçeklerimiz bir paket gibidir. Bir paketi (paradigmayı) bütün olarak kabul ederiz. Bu paketin içinde bize biraz yanlış gibi gelen, bir çelişki gibi görünen bir şey varsa “paketi” fırlatıp atmayız. Bin dereden su getirip onu bütün olarak savunmaya devam ederiz. Onun için savunulan bir görüşün (paradigmanın) temsilcilerinin sözleriyle davranışları arasındaki tutarsızlıkları göstermek veya savunulanların çelişkilerini hatırlatmak insanların “görüş” değiştirmeleri için yeterli olmuyor.
İnsanların “taraf” değiştirmeleri kolay ve otomatik olarak olmuyor. Çünkü inandıkları görüşler, gerçekler vb. onların kimliğinin bir parçasıdır. Paradigma değiştirmek kimlik değiştirmek gibi bir şey. İnsanın inandıklarını, beklentilerini, gurur duyduğu geçmişini, korkularını yatıştıran görüşlerini terk etmesi tabii ki kolay olmuyor. Başka türlü söylersek “gerçeğin” peşine düşmek ve hele onu “elde etmek” hiç de kolay bir şey değil.
Yine de, bir an gelebilir, bardağı taşıran son bir damla ile “gerçeği” görürüz. Ve bu, yeni bir “gerçek” ve yeni bir paradigma seçimi olacak – ve büyük bir ihtimalle ona da coşku ile inanacağız. Bu satırları yazdığım günlerde siyasi bir paradigmanın ciddi biçimde sarsıldığını görüyoruz. AKP’den söz ediyorum. “Bazı kusurlarına rağmen” paketi hep savunmuş olan birileri biraz sarsılmış gibiler. Paketi ne yapacaklarını bilemeyiz. Ek görüşlerle (mazeretlerle) savunmaya çalışabilirler veya terk ederler. Başkaları işin tadının kaçtığını çok daha erken gördü. Yani herkesin bardağı farklı aşamalarda taşıyor.
“Gerçeği” aramaya gelecek yazılarımda da devam edeceğim.
*

 

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.