‘Gerçeği’ ararken(3): Sonsuz gerçekler!
PDF Yazdır e-Posta

gozluk-kitap

HERKÜL MİLLAS
17 MAYIS 2016
YENİ HAYAT

Son iki yazımda çağdaş milli devletlerin tarihi bir süreç içinde ortaya çıktıklarını, bu devletlerin vatandaşlarının farklılıklarına eşit mesafede kaldıklarını, bu alanda baskı yapmadıklarını, yaptıklarında ise kutuplaşmaların yaşandığını ve milli birliğin yara aldığını ve en nihayet milli devletlerin demokratik düzenlerle eş zamanlı olduğunu anlattım.

Demokratik anlayışı genellikle adil olmakla, insana ve hukuka saygılı davranmakla ve halk egemenliğiyle ilişkili görürüz. Doğrudur. Ama tarihi süreç içinde demokrasinin en temel özelliği “gerçekler” alanında yaptığı devrimdir. (Adalet, saygı ve egemenlik kavramları zaman zaman geleneksel toplumlarda da var olmuştu.) Demokratik kararlar “çoğunluk” kararlarına dayandığı için değişebilirler demektir. Bugün doğru sayılan bir şey (kanun, değer, hak, vb.) yarın, başka bir görüşü savunan bir çoğunluk ortaya çıktığında terk edilir. “Halk egemenliğinin” anlamı bunu gerektirir. “Halk” görüş değiştirdiğinde doğru bildiklerimiz de değişecektir.

Bu anlayış eski dünya ile yeni dünya arasında var olan belki en büyük farktır. Milli devletlerin vatandaşlarına karşı mesafeli olmaları ve farklılıkları kabul etmeleri bu anlayıştan doğar. Tersini düşünelim: Mutlak ve değişmez gerçeklere inanan devlet yöneticileri, en doğal biçimde baskıcı olacaktır. İdeolojilere inanmış olan rejimler totaliter olmuşlardır. Bu hem çok doğaldır hem de kaçınılmazdır. “Gerçeğin” ve “doğrunun” ne olduğunu bilen bir yönetici çoğunluk istedi diye bile bile “yanlış” bildiği bir şeyi yapmayacaktır. Stalin ve Hitler (ve bütün bu tür totaliter liderler) “gerçeğe” sahip olduklarına inanmış kimselerdi.

sadik-khan

Pakistan kökenli İngiliz siyasetçi Sadık Khan, geçtiğimiz günlerde Londra Belediye Başkanı seçilerek şehrin ilk Müslüman belediye başkanı oldu.

 

Laiklik ve insan hakları
Çağdaş milli devletlerin başka bir ilkesi yine aynı “değişken gerçek” anlayışından doğar: laiklik. Batı Avrupa’da ortaya çıkan laiklik anlayışı yüzyıllar süren “gerçek ve doğru dini” kabul ettirmeye yönelik çok kanlı savaşlardan sonra kabul edildi. Sonunda bir tek doğruyu kabul ettirmenin bedelinin çok yüksek olduğu anlaşıldı ve “herkes istediğine inansın” dendi. (Türk usulü, “herkes bizim doğruya inansın” denmedi!) Nihayet bu arayışlarda son bir ilke daha getirildi: “İnsan hakları.” İnsan hakları, çoğunluk demokrasisine ek kurallar ve sınırlamalar getirdi: Kısa bir süre için çoğunluk tarafından kabul edilen bir “gerçeğin”, azınlıkta kalanları ezmemesi gözetildi. Amaç, farklı olanın özgürlüklerini muhtemel bir çoğunluk diktasına karşı korumaktır.

Yani çağdaş milli devletin “demokratlığı”, halk egemenliğine, laikliğe ve insan haklarına dayanır. Ama bütün bunlar “gerçek nedir?” sorusuna getirilen bir cevapla da ilişkilidir. Mutlak, değişmeyen – ve daha önemlisi – birilerinin sözde bildikleri bir gerçeğin toplum içinde bulunmadığı “gerçeğidir” bu. Andre Gide’in bir sözünü hatırlatayım: Gerçeği arayana inan; gerçeği bulanlara kuşku ile yaklaş.

Demokrasi ve milli devlet
Yani “demokrasinin”, anayasanın, yasaların ve bazı kurumların ötesinde de bir mesele olduğunu görüyoruz, daha doğrusu maalesef, bunu göremiyoruz! Demokrasi demek, çevremizle özel bir ilişki içinde olmak; insanlara ve değerlerine belli bir biçimde bakmak demektir. Ve bu “bakış” sağlanmadığında çağdaş anlamda milli devlet de var olamıyor. Demokrasinin, anayasayı değiştirerek sağlanacağına inananlar tarihi tersinden okuyorlar. Yasa ve anayasalara saygılı demokratik ülkelere bakıp, “biz de aynı hukuku izleyip demokratik olalım” demek, neden/sonuç ilişkisini anlamamaktan doğuyor. O demokratik ülkelerde, bazı demokratik ilişki ilkelerini benimsemeleriyle, uygun yasaların ve kurumların oluşması eş zamanlıdır.

Demokratik ilkeler ise bir davranış rehberi değildir. Bir “ne yapmalı” listesini ezberleyen otomatik olarak demokrat olmuyor. Demokratlık bir alışkanlıklar paketidir. Bir ailenin, bir mahallenin, bir kentin insanları demokrat değilse, kurumları ve hukuku değiştirdiğinizde, o aile, o mahalle ve o kent birden değişmeyecektir. Değişim başka bir sürecin sonucudur; eğitimin. Eğitim ise çok yanlı, uzun süreli toplumsal ve tarihî bir süreçtir. Bu da başka bir yazı konusu olabilir. Şimdilik bu yazının yanlış anlaşabilecek bir yanını işaret ederek bitireyim.

Hayali cemaatler
Batı’da, örneğin Londra’da insanların derin felsefi düşüncelerden sonra ve gerçeğin çok yüzü olduğunu anladıktan sonra demokrat oldukları sanılmasın! Bütün milli topluluklar gibi İngilizler de hayali bir dünyaya inanırlar. Bu dünyalarında inandıkları “mutlak doğrular” da vardır. Kimileri dinlerine, kimileri dillerine, “şanlı” geçmişlerine, üstün etnik özelliklerine inanır. Kurumları da dinsel olabiliyor. Kraliçe milli bir kilisenin başıdır. Ama Türkiye’den farklı olan “pratikleridir”. Yukarıda sözünü ettiğim demokratlık, laiklik ve insan hakları uygulamaları pratikte vardır ve bu pratik açık seçik bir biçimde yazılmış ve ifade edilmiş bir hukuk sistemiyle desteklenir.

Başka türlü söylersek, demokrat, laik vb. olan devlettir, kurumlardır; insanlar değildir. Bunun sonucunda, insanların özel hayatlarında inandıklarıyla, sosyal alanda yaptıkları arasında bir fark vardır. Özel hayat başkalarını ve devleti ilgilendirmiyor. (Türk usulü “kamusal alan” yasakları veya “zorunlulukları” da yoktur) Özel hayat sonuna kadar geleneksel olabiliyor. Ama toplum içinde insanların birbirleriyle olan davranışlarını düzenleyen çağdaş değerlerdir. Eğitim sistemi de bu değerleri genç kuşaklara hatırlatır.

Bu serideki ilk yazıma, millileşme aşamasının en ilerisinde olan İngiltere ile bir Balkan ülkesi olduğu için bu süreçte geri kalmış olan Türkiye’yi kıyaslayarak başlamıştım. Bu satırları yazdığım günlerde kendini, Pakistan kültürü taşıyan bir Londralı Müslüman olarak tanımlayan Sadık Khan Londra Belediye başkanı seçildi. Ailesi İngiltere’ye 1947 yılında Pakistan’dan gelmiş olan Sadık Khan, dedeleri Alman Yahudisi olan rakibi Zac Goldsmıth’i on dört puan geride bıraktı. Bir an için okur kendisine şu soruyu sorsun: Altmış yıl önce, diyelim Portekiz’den gelip İstanbul’a yerleşen Katolik Hıristiyan bir ailenin Mario adında oğulları ile; İspanya’dan gelen bir aileden olan Jak adında bir Yahudi’nin İstanbul Belediye başkanlığı için yarışabilmesi ve seçimi birinin kazanabilmesi için kaç yıl geçmesi gerekir? İşte, çağdaş milli devlet olma yarışında bu sayı kadar ileridedir Londra.

h.millas@yenihayatgazetesi.com

Son Güncelleme ( Salı, 17 Mayıs 2016 18:42 )
 

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.