‘Gerçeği’ ararken (2): Birlik projeleri
PDF Yazdır e-Posta

birlik-dunya

HERKÜL MİLLAS
10 MAYIS 2016
YENİ HAYAT

Bir önceki yazımda millileşme olayının tarihî süreci belli bir olgunluğa varmadan toplum içinde “milli birliğin” de oluşmayacağını, insanların düşman kamplara ayrılabileceğini anlatmaya çalıştım. İki farklı tarihî süreç olarak da İngiltere ve Türkiye’yi gösterdim. Avrupa’da çok erken bir dönemde “milli kimliği” benimsemiş olan İngiliz halkı içinde “düşman” ve “hain vatandaş” kavramının ender dile getirileceği ama böyle bir ötekileştirmenin Türkiye’de yaygın ve sürekli olduğunu yazdım.

Yani kutuplaşmış olan toplumlar bir “yanlışın” veya bir “şansızlığın” veya bir “tesadüfün” sonucu değildir. İç çatışmaların, tarihî ve sosyolojik bir açıklaması bulunuyor. Ancak bu genel bir açıklamadır. Her ülkenin özel koşulları var. Olaya daha yakından baktığımızda insanların anlaşamamalarının, hatta oturup konuşamamalarının nedenleri farklıdır. Ama bu farklara rağmen düşünce biçimleri aynı seyri ve “yasaları” izler.

En başta kutuplaşma bir kimlik (aidiyet) meselesidir. Milli kimlik egemen kimlik olmadığında başka kimlikler öne çıkar: din, mezhep, cemaat, dil grubu, etnisite, ideoloji, bölgecilik, lidere sadakat, vb. Bunlar farklı grupları kendi içlerinde bir arada tutan kimliğin belirgin referansı olur. Milli kimlik ortaya çıkmadan önce “çok renkli” dediğimiz imparatorluklar öyleydi. Ama bu noktada bir yanlış algı, sorunu daha zor kılıyor. Birleştirici bir tek milli birliğin yararını görenler bunu sağlamak için zora başvurduklarında (veya bir kimliği “teşvik ettiklerinde”) bu çaba ters sonuçlar doğuruyor.

Ortak kimliğin empoze edilmesi
“Sosyal mühendislik” dedikleri ve masa başında ülkenin “ileri gelenleri” tarafından kararlaştırılan bir genel ortak kimliğin empoze edilmesi – en azından her zaman – birliği sağlamıyor. Bu riskli bir girişimdir. Bu “mühendislik” genellikle, tam tersine sonuçlar doğuruyor: Arzulanan birliğe direnci ve karşı çıkmayı artırıyor. Türkiye bu “mühendisliklerin” bedelini ağır ödemiştir. Bilinen bir şey ama tekrarlayayım: Herkes “Batılı gibi modern” olacak; herkes “laik” olacak; “dindar nesil” olacak; bilim rehberimiz olacak; din rehberimiz olacak; “başörtüsü olmayacak”; “tıksırıncaya kadar içki içilmeyecek”; herkes aynı dili konuşacak; aynı mezhepten olacak gibi “birleştirici projeler” zararlı oldu ve olmaya devam ediyor.

Bu girişimlerin sonucunda vatandaş farklı mesajlar almış oluyor: En başta bir baskıcı rejimin varlığını hissediyor. Bu, millilikten uzaklaşmanın ilk adımı olmakta. Empoze edilen proje – yani resmen önerilen ve sözde birleştirici olan girişim – birilerine hoş ve kabul edilir görünüyorsa o kimseler grup olarak devlete yakın hisseder. Ama “projeye” mesafeli kalanlar, yani önerilen anlayışa uyumlu olmayanlar arasında ötekileştirme ve kutuplaşma ivme kazanır. Devlet onlara uzak ve karşı görünür. Kutuplaşma yaşanır.

Toplumun bir kesimine karşı olan her proje farklı bir mesaj da içerir. Devlet ile özdeşleşmeyen insanlar kendilerine hor bakıldığına ve kimliklerine saygı duyulmadığına inanır. Kimliklerinin yok edilmesine çalışıldığını, gelenek ve göreneklerine son verilmek istendiğini algılar. Aslında haksız değillerdir. Çünkü “birleştirici projeler” farklılığı da yok eden girişimlerdir. Örneğin, “tek dil” dendiğinde birileri “öteki dilleri unutun” mesajını almış oluyor. “Tek” olarak ne öneriliyorsa, farklılık sergileyenler bunu dışlanma olarak hissederler.

Baskıcı devlet ve hor görülme algısına ek olarak, “birleştirici” projeler biz-ötekiler gruplarını da pekiştirir. Devletten yana mazbut vatandaşlar bir yanda; farklı olan ve bütünün içinde asimile ve entegre olmak istemeyenler öte yanda diye toplum kutuplaşmış olur. Birileri “bizden değilsin” duygusunu yaşar. Artık sarmala hızlanır. Kendini dışlanmış hisseden direnir, direnen daha da dışlanır.

Birliğin sağlanması
Eğer bu yazdıklarımdan, “birliği sağlamaya çalışmak zararlıdır” sonucunu çıkaracak okurlar varsa, kendimi hiç iyi ifade edemedim demektir! Demek istediğim, birliğin zorla, baskıyla, birilerini dışlayarak sağlanamayacağıdır. Böyle girişimler “seni seviyorum, sen beni neden sevmezsin” diye âşık olduğu kadını döven insanın saçmalığı gibidir. Milli devleti çekici ve arzu edilir kılan baskısı değil sağladığı yararlarıdır.

Geçen yazımda milli devletlerin tarih sahnesine çıkışının, demokrasi ve halk egemenliği ile birlikte, eş zamanlı olduğunu anlatmıştım. Milli devlet yurttaşları arasında ayrım yapmaz. Ama ayrım yapmaması için onların “birbirinden farksız olmaları” şartını da koşmaz. Milli devlet, yurttaşların farklı din, dil, renk, etnisite vb. farklarına rağmen eşit görür. Bu son cümle Türkiye Cumhuriyeti anayasasında vardır. Ama uygulamasına pek saygı duyulmamıştır!

Milli devlet ve birlik “birleştirici projelerle” değil, demokratik uygulamalarla sağlanır. İnsanların, ülkenin “yurttaşı” olduklarını hissetmeleri için devletlerini kendilerine yakın olduğunu görmeleri gerekir. Ve bunun ilk adımı, devletin kendilerine saygılı olmasını, inancına, yaşam biçimine karışmamasıdır. Hatta devlet onların kimliklerini sürdürmeleri için destek olmasını beklerler. Milli devlet bütün vatandaşları farklılığını kabul eden ve bu farklılığa eşit mesafede olan devlettir.

Paradoks değildir; insan yapısının doğal sonucudur: Yurttaşlar arasında ayrım olmazsa, birlik sağlanır; birliği sağlamak için “girişimler” olursa ayrımcılık ve kutuplaşma olur. Kutuplaşma ise toplum içinde çelişkili ve birbirine zıt “gerçeklerin” oluşmasına neden olur. Son zamanlarda yurttaşları düşman kamplara ayıran söylemin yanlış olduğunu göremememizin nedeni de ayrı bir konudur. Buna da bir sonraki yazıda değineceğim.

Yalnız son bir hatırlatma yapmam gerekiyor. Ayrımcı, bölücü, ötekileştirici, kutuplaştırıcı söylem ve eylemlerin yanı sıra, genellikle ikiyüzlü ve insanı aptal yerine koyan bir söylem de sergilenir. Baskılar, yasaklar, antidemokratik, sınırlayıcı asimilasyon uğraşları yanı sıra “ayrım yapmıyoruz, herkes eşittir, yalnız bazı şeylere saygılı olmalısınız” yalanı da söylenir. Bu söylem sorun yaşayanlara hiç inandırıcı gelmiyor; kullananlara çok inandırıcı geliyor. Bu aldatıcı “kendi imajı” konusunu da bir sonraki yazıya bırakıyorum.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.