| Yunanistan’da Bir Askeri Darbe/Aksiyon | ||||
|
|
Herkül Millas’ın Aksiyon dergisi için yazdığı yazıdır - 6.7.2009. Yunanistan’da Bir Askeri Darbe
Demokratik ülkeler birbirine benzer, demokratik olmayanların her biri farklıdır. Ünlü yazarın aileler için dediği gibidir durum: mutlu olanlar benzer, mutsuz olanların acıları çeşitlidir. Bu yüzden darbecilerin gadrine uğrayanların serüvenini, ama darbecilerin sonunu da öngörmek kolay değildir. Bu darbe bir haftaya kalmaz söner biter dersiniz, yıllarca kalabilir; bu darbecileri halk çok sevdi, ilelebet baş tacı edilecek dersiniz, bir de bakarsınız devrilmişler, unutulmuşlar. Darbecilerin sonu da çeşitlidir, kimileri normal siyasiler gibi emekli olur, kimileri ömür boyu hapis yatar, kimileri idam veya linç edilir. Demokratik olmayan ülkelerin farklı olmalarının nedeni bu tür toplumların normlara bağlı olmamasındandır. Yani darbelerin olanaklı olmaları, siyasi kurallarının yerleşmemiş, hukuk devleti tam kurulmamış, toplumsal yaşamın belli bir düzene göre işlemiyor olmasındandır. Bu eksikliklerden yararlanan darbeciler de müdahalelerini yaparlar; kimi zaman dar çıkarlarını gözetirler, kimi zaman kendilerince doğru saydıklarını uygularlar, genellikle de her ikisini bir arada yürüterek diktalarını kurarlar. Kabahat yalnız darbecilerde değildir. Onlara katlanan, hatta kimi zaman onları başlarının üstüne davet edenleri de darbeciler grubuna dahil etmek gerekmez mi? Darbecilik hem toplumsal bir olaydır, hem de uluslararası bir boyutu da vardır. Bazen dış güçler tezgahlar müdahaleleri, bazen yeşil ışığı yakan onlardır, bazen de bu dikta rejiminden yararlanmaya bakarlar. Yunanistan’ın 1967-1974 yıllarındaki albaylar cuntası dönemini anlamak için biraz geçmişe, toplumsal yapıya ve uluslararası konjonktüre bakmak gerek. Komşu devletin kendisi, anayasal düzeni ve demokratik pratikleri pek köklü bir geçmişe dayanmaz. Çağdaş Yunanistan devleti 1830’larda kuruldu ve parlamenter bir rejim kurmakla birlikte on yıllarca krallar ve karşıtları ile çatışmalı bir dönem yaşadı. İstikrarsızlığın bir nedeni de, İngiltere, Fransa ve Rusya, sonraları da ABD gibi devletlerin iç siyaseti etkilemeye çalışmış olmaları. Yirminci yüzyılla sınırlı kalırsak siyasetin çok fırtınalı olduğunu görüyoruz: Küçük Asya Felaketi diye bilinen (1922 Anadolu bozgunu) askeri yenilgiden sonra, 1923 yılında albay N. Plastiras’ın askeri müdahalesi, aralarında siyasilerin ve komutanların da bulunduğu altı ‘felaketin sorumlusunun’ idamı, Kral’ın ülkeden uzaklaştırılması, 1926 yılına kadar süren Pangalos’un diktası, seçimlerle başa gelen Venizelos’un 1933 yılında seçimleri kaybetmesi, Venizelos yandaşı Plastiras’ın askeri darbe girişimi, Venizelos ve Plastiras’ın ülke dışına sürgünleri, iki isyancı subayın idamı, Kralın yeniden ülkeye dönmesi, İ. Metaksas’ı başbakanlığa tayini ve Metaksas’ın diktatörlüğünü kurması (4 Ağustos 1936), İkinci Dünya Savaşı süresinde Alman işgali, sol (Komünist) güçlerle sağ kesim arasındaki çok kanlı iç savaş, solun yenilgisi ve ezilmesi, 1950’lerde sürdürülen baskıcı rejim, liberal ve sol güçlerin yeniden sahneye çıkmaları (Yorgos Papandreu, bugünkünün dedesi) ve nihayet 21 Nisan 1967’deki albaylar cuntası. Bu son askeri cuntanın dinamizmini doğuran soğuk savaş ortamıdır. Temel iddiası tehlike oluşturan komünist solun ezilmesi gereğiydi ve ABD’nin dolaylı desteğini elde etmişti. (Klinton Atina’yı ziyaret ettiğinde bu konuda alenen özür diledi). Cuntanın özelliği, ülke yönetimini bütünüyle askerlerin üstlenmiş olmalarıdır. Yedi yıl boyunca aldıkları siyasi kararların sorumluluğunu kimseye (yani kuklaları siyasilere) yüklemediler. Yedi yılın sonunda halkın desteğini kaybettiler. Çapları ve yetersizlikleri belli olmuştu. Nihayet aralarındaki çatışmaların sonucunda, cuntanın güçlü adamı Papadopulos devrilmiş yerine siyaseti perde arkasından yöneten İoanidis geçmişti. İoanidis, eceli gelmişçesine, Makarios’u deviren ve Kıbrıs’ın başına Samson’u getiren darbeyi yaptı. Türkiye’nin müdahalesi askeri rejimi açmazda bıraktı. Halk ve uluslararası destekten yoksun askerler olayları yalnız izlemekle yetindiler, ve artık ortada görünmez oldular. Cunta yıkılmamış adeta buharlaşmıştı. Türkiye ile Yunanistan arasında ara buluculuk etmek isteyen ABD yetkilileri, telefonun öteki ucunda sorumlu bir kimseyi bulamadılar. Bu kaos ve belirsizlik ortamında Paris’te sürgün olan eski başbakan K. Karamanlis Yunanistan’a döndü. Altı çizilmesi gereken bir özellik de, Yunanistan siyaset dünyasının bu askeri cuntaya mesafeli kalmış olmasıdır. Muhalefet lideri Andreas Papandreu da ülke dışına çıkmıştı. Sol (Marksist sol) zaten yasa dışıydı ve karşı eylemlerde bulunuyordu. Saygın hiçbir siyasetçi bu cunta döneminde hükümette görev almadı. Yani siyasiler askerlere kesin karşı çıktılar. Geçiş döneminde ise Karamanlis’e baskılar yapıldı ve askerlere ilişmemesi istendi. O ise kararlıydı. Şartlı başbakanlığı kabul etmedi. Sonunda çok kritik bir dönem yaşandı ama sonunda siyasi güçler toplumun sözcüleri oldular, askerler de halkın seçtiği siyasilerin denetimi altına girdi. Cuntanın ele başları yargılandı ve üçü idama mahkum edildi. Karamanlis yetkilerini kullanarak idamları ömür boyu hapse çevirdi. Subaylar ise, hiçbir zaman yaptıkları için af dilemediler. Af dilemeyenlere af çıkması da zaten Yunan yasalarınca olanaklı olmadığı için cuntacılar ömürlerini parmaklıklar arkasında sürdürdüler. Cuntalar, askeri müdahaleler, ordunun siyasete karışması gibi olaylar Yunanistan’da artık bütünüyle aşıldı. Yunan halkı ülkenin genel kurmay başkanının adını pek bilmez. Askerler değil siyaset, ne tür savunmanın gerektiği konusunda bile alenen konuşmazlar. Görüşlerini üstleri olan siyasilere doğrudan söylerler. Kamuya akseden görüşleri müdahale sayılacağından ordu bu konuda çok dikkatlidir. Bunca karışıklık ve askeri darbe yaşamış olan bir ülkenin birden ordusunu görevi sınırları içinde disipline alabilmesinin kerameti nedir? Bunun iki nedeni olmalı. Birincisi, yaptıkları darbenin sorumluluğunu üstlenmiş olmaları. Bunun nedeni de siyasilerdir. Siyasiler onlara destek vermemiş, kimileri (Jön Türkleri hatırlatıyorlar) Batı ülkelerine gönüllü sürgün gitmiş ve askerleri sorumlulukları ile baş başa bırakmıştır. Sonunda askerin sınırlı yetenekleri halk tarafından anlaşılmış oldu. İkinci nedeni, bir askeri yenilgi yaşamış olmaları. Hatta tek bir kurşun sıkmadan. Kıbrıs krizi ve Türkiye’nin müdahalesi bir askeri yenilgi sayıldı ve bunun faturası doğal olarak cuntacı askere çıkarıldı. Kıssadan hisse. Cuntacılara: yönetimi en kısa zamanda işbirlikçi siyasilerinize bırakın, onlar yıpransın. Veya darbe yapmayın. Siyasilere: cuntacılara destek vermeyin, konjonktür değişmiştir.
* |












.jpg)
