Anlamsız sözlerin anlamı
Yazdır

anlamsiz

HERKUL MILLAS
11 Kasım 2014
ZAMAN GAZETESİ

Sözler bize anlamsız görünmeye başlayınca özellikle dikkat etmek gerek; bir ihtimal önemli bir mesajı kaçırıyor olabiliriz.

Örneğin, “legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar” sözü bunlardan biri. Söz MGK toplantısının bildirisinden (31 Ekim). Bazı hukukçular sözün hukuksal bir anlamı olmadığını söyledi. Gerçekten öyle. Bir kurumun veya davranışın “görünümü” legal ise illegalite, yani yasa dışı durum nasıl olabilir ki? Yasa dışılık nasıl kanıtlanacak, neye dayandırılacak? Vehme mi, şüpheye mi? Şüphe etmek ve suçluluğu araştırmak adaletin görevidir. Ama “görünüm”, yani eldeki veriler yasallık gösteriyorsa, yasa dışılık söz konusu değildir demektir. Görünümün arkasında karanlık işler ve yasa dışı durumlar varsa o zaman da “legal görünüm” söz konusu değildir. Hukuk açısından hem legal görünüm, hem illegal durum olamıyor. Şüphe varsa –İtalya’daki mafya ile öyle oldu– adalet sabırla delile varmaya çalışır; bulunca da devreye mahkemeler girer. O güne kadar da kimse resmen suçlu veya illegal ilan edilmez.

Ancak bu “legal illegalite” (yasal yasa dışılık) sözünün hukuksal açıdan anlamsız olması bu sözün bir anlamı yoktur demek değildir. “Legal görünümlü illegal faaliyet”, hukuktan bağımsız ve başka alanlardan kaynaklanan farklı bir anlayışın işaretidir. Şu demektir: birileri yasa dışı bir durum tespit ediyor; ama hukuk bunu kanıtlayamıyor; olayın görünümü legal, ama “aslında” illegal. Tabii bu mantıkta “küçük” bir sorun var: hukukun ötesinde ve “aslında” illegal bir durumun var olduğuna –hukuk değilse- kim karar verecek? Türkiye’de geleneksel olarak bu görevi “büyüklerimiz”, egemen güçler, derin devlet veya devletin kendisi üstlenmiştir; devletin kurumları ve bürokrasisi de “gerekeni” yapmıştır. Herkesin bildiği gibi, zaman zaman, dış düşmanların ajanları (Nazım Hikmet), Cumhuriyet’e son vermek isteyen “şeriatçılar”, ülkeyi bölmek isteyen “hainler”, diktatörlük kurmak isteyen başbakanlar (Menderes) keşfedilmiştir; ve bunlar “legal görünümlü illegal” girişimler olarak görülmüştür. Herhalde bu ülkede en yaygın siyasi suçlama usulü bu olmuştur. Belki de siyasi mücadeleler hep böyle yürütülmüştür. Yani önce “birileri” kimlerin suçlu olduklarına karar veriyor, sonra “legal” işlemler başlıyor. Anlamsız gibi görünen “illegal legal” sözünün arkasında eski bir pratiğin anlamı yatar gibidir: legal görünümlü illegal hareketlerle, legal “görünümlü” yollarla mücadele etmek.

Aynı gün gazetelerde anlaşılmaz bir laf daha vardı. Aydın Üniversitesi mütevelli heyet başkanı Dr. Mustafa Aydın, “Bizlere önyargı ile yaklaşan Avrupa’nın öncelikle kendi Engizisyon tarihiyle yüzleşmesi gerekir.” dedi. Bu söz Brüksel’de, Avrupa Bakanı Volkan Bozkır’ın ve Avrupa Parlamentosu’nun sorumluları önünde bir konferans sırasında söylendi. Bu sözün anlamı ne? Avrupa ile kimler kastediliyor? Portekiz’den Letonya’ya otuza yakın ülke mi? Bu ne tür bir genelleme ve stereotiptir? Bildiğimiz Avrupa, Rönesans ve Aydınlanma ile Orta Çağ karanlığıyla, o geçmişi bütünüyle reddederek ve bir sıra devrimler yaparak yüzleşmedi mi? Bugünkü uygulamaları için eleştirilen Türkiye ile yüzyıllar öncesinde yaşanan bir karanlık dönem neden ilişkilendirilir? Katoliklerle Protestanlar arasındaki çok eski bir savaşın aracı Engizisyon mahkemeleri artık Avrupa içinde, değil sorun, esamesi okunmazken, Türkiye konuyu neden gündeme getirir? Avrupa hukuku Engizisyon’a mı dayanıyor? Avrupa, bu konu ile “yüzleşmezse”, Türkiye ne yapacak? Avrupa’dan bu konuda somut olarak ne isteniyor? Yani “Engizisyon’la yüzleşin” isteği absürt değil mi?

Bir bakıma öyle; ama saçma gibi görünen sorunun bir iç mantığı var. Her anlamsız sözle olduğu gibi burada da söylenenin arkasında gizli imaları, açıkça dile getirilmeyen göndermelere bakmak gerek. Bu “yüzleşiniz” sözü şunları demek istiyor: “Siz-biz” kıyaslamasında sizin eksiğiniz var. Siz bizi eleştiremezsiniz, çünkü biz Osmanlı’nın hoşgörüsünü miras olarak taşıyoruz. Sizin mirasınız Engizisyon’dur. Ama asıl varsayımlar şunlar: Milletler zaman içinde bir öz taşırlar; sizin “öz” yanınız Engizisyon’la özdeştir. Yani barbar, haksız, insanlık dışı. Bizimki bunun tersi. Yani bu anlayış, klasik siz-biz ikilisini, stereotipler ve önyargılar üzerinde yeniden kurguluyor. Batı’nın önyargılarını şikâyet ederek yola çıkan bu söylem, bu kez kendi önyargılarını ortaya çıkarıyor: Batı geridir, biz üstünüz!

Aynı gün gazetelerde okuduğum bu iki “anlamsız” sözün ortak yanı nedir? Sanırım her ikisi de Avrupa standartlarından ve ortak bir Avrupa kurmak vizyonundan uzaklaşmayı gösteriyor. “Legal görünümlü illegal faaliyet” Avrupa Birliği hukukunda değil, Engizisyon hukukunda var olabilir. O Orta Çağ mahkemelerinde insanlar masum olduklarını ispata çağrılırdı; şimdi Avrupa’da iddia makamı delil göstermek durumundadır. Şüphe varsa bu, suçlanandan yana işler; buna da masumiyet karinesi derler. Engizisyon’la Avrupa’nın ilişkilendirilmesi ise bu AB projesine hissi olarak ne denli mesafeli kaldığımızın işaretidir. İkrah mı desem? Türkiye kendisini Batı’nın bir parçası değil, karşıtıymış gibi lanse ediyor. Siz-biz söylemi ve karşıtlığı bu düzeye çıkmamalıydı. Türkiye kendini bu denli “karşı tez” olarak göstermemeliydi.

Bu mesajların siyasi amaçlı veya ülke içine yönelik veya seçimlere odaklı olduğunu da söyleyebiliriz. Ama söylenenleri “ötekiler” de duyuyor. Onlar da bu sözlerden Türkiye konusunda, “Türkiye bizi ve kendini nasıl görüyor” konusunda sonuçlara varıyor. Bu söylenenleri bir de “Batılı” bir insanın kulağıyla dinlemeyi denemekte yarar vardır. Onlar da, kendilerini Engizisyon’la ilişkilendiren, acayip “legal illegal” laflar eden ve bu yönde adımlar atan bir Türkiye görüyor. Türkiye’nin Avrupa’dan bağımsız kendi yolunu seçmesi tabii ki hakkıdır. Yeter ki, seçilen yolların bilincinde olsun, olalım. Benim kaygım bu lafların ve tutumların bilinçli değil, insiyaki olduğudur. Yani farkında olmadan ağır ağır sürüklenmek derler buna. “Ve bir gün semaya bakacaksın ağlayarak” demişti şair, onun gibi yani.